|
Hiç bir halk yoktur ki anadili,
gelenekleri, kıyafetleri, yemekleri, folkloru kendisine
güzel gelmesin ve halkının yarattığı kültürü sevmesin.
Durum böyle olunca kendisini bir halkın
bireyi olarak gören her insan kendi anadilini bilmek, kendi
tarihini en ince detaylarına kadar öğrenmek ve folklorunu,
kıyafetlerini, motiflerini, kısacası kültürüne dair her şeyi
özenle muhafaza etmekle yükümlüdür. Birey halkına ve
dolayısıyla kendisine ait olan bu değerlerin tümünü hiç bir
koşulda geri adım atmadan savunup korumakla ve geliştirmekle
sorumludur.
Kişi kendi halkının kültürüne ve
değerlerine saygı duyduğu şekilde diğer halkların da
tarihine, kıyafetlerine, dinine ve o halkın kültürüne ait
tüm değerlerine saygı duymak zorundadır. Adıge halkının
günümüze kadar süregelen tarihi bir kaç bin yıl öncelerden
başlar.
Adıge lisanı tarihte Hattilerin
kullandıkları dil olarak bilinmektedir. O günden bu güne
geçen dört beş bin yılda pek çok değişik bölgeler, değişik
yönetim biçimleri, değişik halklar ve kültürler, hatta
birbiri ile alakasız değişik dinler ile tanıştı Adıgeler.
Bu zaman içerisinde pek çok başarılar,
zaferler ve acılarla yoğruldu halkımız.
Aynı anadan olma, aynı kökenden gelme ve
aynı tarihin sahibi insanların paramparça bir şekilde
dünyanın pek çok ülkesine dağılıp başka topraklarda ve başka
halkların arasında yaşamak zorunda kalmaları bu yaşanan
acılardan en büyüğüdür.
Adıgeler tarihinde böylesi bir felaketi
yaşamış ender halklardan biridir yeryüzünde. Bu gün bile
hala dünyanın 40'tan fazla ülkesine dağılmış bir şekilde
yaşamaktadırlar.
Hangi toprakta hangi ülkede olursa olsun
Adıgeler birlikte yaşadıkları toplumlar tarafından zeki,
güleryüzlü, çalışkan, sadık, yiğit, dürüst ve güzel
kıyafetli atlılar olarak tanınıp saygı görmektedirler.
Çok eskilerden anlatıla geldiği kadarı
ile Kafkasya’da yaşayan diğer halklar Adıgelerin
geleneklerine, ahlaki erdemlerine, çocuklarını terbiye
biçimlerine kıyafetlerine davranış ve yaşayış biçimlerine o
kadar özenirlermiş ki, Adıge kıyafetleri giymeye, Adıgeler
gibi yaşamaya ve çocuklarını Adıge terbiyesi ile eğitmeye,
Adıgelerle akrabalıklar kurmaya gayret ederler, çocuklarının
Adıge ailelerin yanında (atalık) yetişmesini isterlermiş.
İşte bu nedenlerden kaynaklanmak üzere
pek çok Rus, Türk, Pers, Nogay, Kırım Tatarları, Gürcüler ve
daha başkaları ile yakın ilişkiler, akrabalıklar kurulmuş
geçmiş zaman içerisinde.
Bunların da ötesinde o dönemlerde
yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kalan, kendi bölgesinde
aç ve sefil olan, baskı gören, kan davası ve benzeri sorunu
olan pek çok aile kalkar Adıge yurduna gelirlermiş. Çünkü
Adıgeler ne şekilde olursa olsun kendilerine sığınan her
insana anlayış gösterir yardımcı olurlarmış.
Bu anlattığımız şekillerde gelip
Adıgelerin arasına yerleşen pek çok kişi veya aile zamanla o
toplumun bir parçası haline dönüşür kendiliğinden Adıge
kültürü ve yaşayışı ile entegre olurlarmış. (yazarın notu:
İşte bu yukarıda anlattığımız şekilde Adıgelerin arasına
gelip yerleşerek zaman içerisinde kendiside o toplumdan biri
haline gelen insanlardan gelmek üzere Adıge aile isimleri
arasında pek çok aile, sülale ismi vardır.
Mesela bunlara örnek olarak: Urıs, Sone,
Kumuk, Kurjı, Şeşen, İnguş, Gubeşı, Kuşh|E, Kuşh|Ebiy,
Kuşh|Ekan, Kuşh|Eune, Balker, Balkerokue, Neğuey, Kalmık,
Kajer[Perslerden Gelen], Teter, Teterokue, Teterhan, Jurt,
Bulgar, Mısır, Mısrokue, Kazan, Kazanokue, Nezren, Krım,
Kırmokue vb.
Bu isimler geldikleri yerlerin adları
verilmek suretiyle aile ismi haline getirilmiş aile
adlarıdır.) Adıgelerin o güzel giysileri zamanla Kafkasya’da
yaşayan tüm halklara mal olmuş ve tüm Kafkas halklarının
giysisi haline dönüşmüştür.
Günümüzde bile komşu Kafkas halkları
eğitimli, güzel ahlaklı, dürüst, cesur, adil kişileri, güzel
genç kızları, yakışıklı delikanlıları tarif ederken " Çerkes
gibi " sözü ile ifade ederler.
Kısacası Kafkas’ta erdemin adıdır Çerkes.
(Yazarın notu: Çerkes ismi Adıgelere diğer halkların
verdikleri isimdir)
Adıge atları, Adıge eğerleri, eşyaları ve
Adıge el sanatları da diğer halklar tarafından çok iyi
bilinen ve isim yapmış kültür değerlerimizdir.
Fakat ne yazık ki el sanatlarımızın birer
örneği olan bu eşyalar günlük yaşamımızın dışına düşüp
kullanılmaz hale geldiğinde nasıl unutulup yok oluyorsa,
bunları yaratan sanatçılar da öldüğünde o sanat unutulmaya
yüz tutuyor.
Bu gün Adıgelerin pek çok el sanatları
ürünü neredeyse unutulmak tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Mesela: deri gömlekler, elişlemeli şapkalar, işlemeli
bıçaklar, tüfekler, örme arı kovanları, altın el
işlemeciliğinin püf noktaları, derinin hazırlanışı ve
işlenişi, dikiş, örme, zincirlerden oluşan düğümleme ve
benzeri elişçiliği ile yapılan daha pek çok eşya, düğmeleri
dahi elde yapılan giysiler bu gün artık neredeyse unutulmak
üzeredir.
Oysa bunlar her zaman için onu yaratan
kültürün unutulmaması gereken birer parçalarıdır ve bu tür
eşyalar yaşamımızdaki değişikliklere paralel olarak
fabrikasyon üretimin bol ve ucuz ürünler sunması sonucu bu
tür el sanatları ve bu işi bilen insanların sayısı da hızla
düşmektedir.
Her nerede ve ne şekilde olursa olsun bu
tür sanat ürünlerinin korunması ve devam ettirilmesi bizler
için bir görevdir, çünkü halkımızın var olması yarattığımız
kültür değerlerinin varlığının muhafazası ile eşanlamlıdır.
Bu nedenle bu tür ürünlerin korunup devam
ettirilmesi eskilerden kalanların muhafaza edilip
arşivlenmesi hem tarihe hem de kültürümüze karşı bir borçtur
bizim için. Bu tür materyalleri koruyup muhafaza eden,
bunların yapılışları hakkında bilgi sahibi olan ve halen bu
tür çalışmaları devam ettiren insanlarımızdan yardım alarak
başlattığımız bu çalışma (kitap) Adıge giysilerinin,
motiflerinin, elsanatlarının yeniden toparlanıp bir araya
getirilerek halkımızın yeniden sunulmasına,
yitirdiklerimizin tekrar yerine konulmasına yöneliktir.
(Alo Murat, Blkız Betokue, Dışek Pşımırze,
Kare Dohuşokue, Kudey Andemir, Apaje Haniy, Şeşen Hajmurat,
Ağzeğ Guaşelane, Makside Taujan, P|Iat|E Khune, Bjahue Huj,
Şurdım Huseyn, Zığel Zabinet, Thezeplhıj Abehune, Dzığul
Neljan, Aremıse Kemal, Mahuıe İbrahim, K|Iş Raşid..Saydığımız
isimler bu konuda bilgilerinden ve yardımlarından istifade
ettiğimiz insanların bir kısmıdır.) Ülkemiz okullarında yeni
koşullara bağlı olarak pek çok değişiklik olmakla birlikte
alınan kararlar ve çıkan yayınlardan görülüyor ki bu konuya
gereken ciddiyetle ele alınıp önemsenmeli ve çocuklarımız
ilköğretim çağında el sanatlarımız konusunda eğitilmeye
başlanmalı ve hatta yaşlarına göre sınıflandırılarak bu
konuda el alışkanlığı kazandıracak pratik yaptırılmalıdır.
Fakat üzülerek görüyoruz ki bu konunun
ayrı bir ders ve hatta ileri aşamalarda ayrı bir branş
olarak çocuklarımıza okutulup öğretilebileceği düzeyde bir
hazırlığımız yoktur. Bu konu hakkında ne kaynak kitaplar
nede eğitim verecek öğretmenler mevcuttur.
İşte bu nedenle ortaöğretimdeki ve lise
düzeyindeki okulların öğrencileri için, öğretmenler için,
kendi kendine bu işi öğrenip devam ettirmek isteyebilecek
kimseler için bir başlangıç ve kaynak olmak üzere bu kitabı
hazırladık. Anasınıfı ve ilköğretim eğitmenleri bu kitapta
çocukların kısa sürede yapabilecekleri basit örnekleri bu
kitapta resimleri ve yapılış tarifleri ile
bulabileceklerdir. Bununda ötesinde bu güne kadar
çocuklarımızın Adıge el sanatları ile ilgili hiç bir ders
görmemiş olmalarını ve dolayısıyla eğitmenlerin de bu konuya
yabancılık çekebilecekleri ihtimalini göz önüne alarak ilk
iki yıl işlemeleri gerektiğini düşündüğümüz konuları
verilecek derslere uygun olacak şekilde tek tek örneklerle
göstererek anlattık. Bunu ilk yıl 15 saat ikinci yıl 30 saat
olarak planladık. Fakat buradaki amacımız ders saatinin bu
kadar olması gerektiği şeklinde değil, eğitmenlerimizin bu
konuda bir fikir edinmeleri ve derslerin uygulanabilirliği,
zamanı, pratikte ne göstereceği, her bir ders saatinde ne
kadar ilerleme sağlanabileceği gibi konularda gözlemlere
dayalı somut bilgilere ulaşılabilmesi için bir başlangıç ön
çalışması olarak anlaşılmalıdır. Üçüncü yıl iki yıl eğitilen
çocuklar beceri bakımından birbirilerinden farklılaşacakları
ve bazıları bu konuya yatkın ve daha ilgili olacakları için
bu noktadan sonra verilecek ders süreleri eğitmenler ve
ailelerin ortak belirleyecekleri bir süre kadar olabilir.
Veya bu alanda gelişme gösteren yetenekli çocuklar ayrı bir
gurup halinde ayrılarak eğitilebilir ve bu alana
yönlendirilebilirler. Kitabın hazırlanışında dikkat etmeye
çalıştığımız bir başka konu ise okullardaki öğrencilerin
yanı sıra dışarıda kendi kendine bu işi öğrenmek
isteyenlerin de istifade edebileceği bir biçimde olması
olmasıdır. Olabildiğince örneklemeye çalıştığımız resimlerin
de bu konuda yararlı olacağını düşünüyoruz.
Örme, giysi işleme, ağ örnekleri, ağaç,
deri, demir, altın, gümüş işleme el ve ev aletleri
konularının detaylarını ve püf noktalarını içeren bir
kitabımızı daha bu kitabın devamı olarak yayınlamayı
umuyoruz.
Eğer eğitmenlerimiz yeni nesillere Adıge
el sanatlarını öğretir, sevdirir ve bu alana yönelterek
ilgilerini yoğunlaştırabilirlerse bunun zamanla anne babalar
ve aileler içerisinde de yeniden hayat bulabileceğini ve
uygulanabilirlik kazanacağını umuyoruz.
Bunun önümüzde duran halk el
sanatlarımızı yeniden güncel hale getirmek ve derleyip
toparlayarak layık olduğu yere taşımak görevini yerine
getirmemiz konusunda çok büyük bir yardımı olacaktır.
Ölen bir insanı yeniden diriltemezsiniz
belki, fakat ölen bir sanatı yeniden canlandırabilirsiniz.
İnanıyorum ki Adıge el sanatları bu konunun ustalarının ve
incecik yumuşak parmaklı mahir kadınlarımızın ciddi bir
gayreti ile yeniden bu güne yakışır şekilde kültürümüzün bir
ürünü, halkımızın bir damgası olarak layık olduğu yeri
alacaktır.
Eğer halkımızın bu güne değin yitirdiği
bu tür el sanatlarını ve folklorik motifleri bir kez
toparlayabilir, canlandırabilirsek bundan sonra kültürümüzün
bir parçası olan bu değerlerin bir daha yok olabileceğine
ihtimal dahi vermiyoruz. Bunca acılar ve felaketler yaşayan
halkımıza kültürü, sanatı, gelenekleri, tarihi ve dili ile
yeniden toparlanıp gündüzü göreceği, diğer halklarla
kardeşçe barış içerisinde yaşayacağı refah dolu güzel
günleri de göstermesi için yüce tanrımıza yakarıyoruz.
|